BAŞKENT’İN GAZETESİ

YAZARLAR

 

 

YAVUZ

ADUGİT

 

 

 

 

 

Erkekler ve Kadınlar

 

Kadınları yalnızca kadın, yani erkeğin beklentilerine karşılık vermesi gereken bir cins olarak gören çağımız erkeği, bu beklentilerini öyle kurnazca ve çekici bir yolla onlara benimsetiyor ki, insan hayrete düşüyor. Kadını her yönüyle bir “estetik imge”, “sanatın kırılgan nesnesi” olarak sunuyor, ama bunu, sanatı para kazanmanın ve gönül eğlendirmenin en istendik aracı olarak gördüğünü hissettirmeden yapıyor.

 

Ve tabi ki, sanatsal bir varlık olarak kendisine yaklaşıldı mı, kadının içi geçer. Dayanamaz, hoplaya zıplaya teslim eder kendini erkeğin sanatsal zekasına. Erkeğin egemenliğinin ilanıdır bu teslimiyet. Artık kadın her yönüyle; fiziğiyle, benliğiyle, ruhuyla, tavırlarıyla erkeğin istediği kılıkta, istediği yapıda görünsün diye her şey seferber edilir. Moda dünyası, güzellik merkezleri, magazin medyası, televizyon programları, hatta tıp ve daha nice kurum, etkinlik ve kişi bin bir fedakarlıkla kadının sanatsal özelliklerini bir bir ortaya çıkartmanın, göze görünür kılmanın hizmetine koşuyor, koşturuluyor. Böylece kadını avuçları içine alan erkek, bedenen ve ruhen onu katlıyor, buruşturuyor, istediği kalıba sokuyor, ona istediği biçimi veriyor. Toplantılarda, kalburüstü çevrelerin şık yemek gecelerinde, lokanta ya da eğlence mekanlarında kadının yalnızca erkeğin bedensel hareketlere bürümüş nezaket bombardımanına tutulması, kadınlığa duyulan saygının işareti değil, erkeğin, “modern” kalıplara sığdırılmış bir görünümle “asil” olduğunu ilan etme arzusudur. Çağın kadınına bakın, onda en ince ayrıntısına kadar çağın erkeğinin ruhunu göreceksiniz!

 

Böylece, istediği biçimde yarattığı kadını, istisnasız yılın 364 günü kendi çıkarcı beklentileri için kullanan erkek, yılın geri kalan tek gününü kadınları onore etmeye ayırır. Koca bir yılın yükü karşılığında, her köşede kadının değeri ve sorunları üzerine bir gün konuşulur. Ama titizlikle sorunların bu dönemin eseri olmadığını bildiren bir dil kullanılır. Aksi taktirde, iş başındaki erkeğin maskesi düşer, tüm foyası ortaya çıkar. Bu dönemin erkeği, bu nedenle, geçmişin istenmeyen mirası olan kadın sorunlarını tespit eden, masaya yatıran ve çözmek için uğraşan ağır sorumluluklar yüklenen “kadın dostu” olarak kadınsı bir edayla konuşur. Ne yazık! Bugün, dünün kabahatlerini düzeltmeye adanmıştır.

 

Elbette kadının sorunları tarihten geliyor; çünkü kadına bakışımızın tarihsel kökleri sorunlu. Antikçağ’da kadın sevgili bile olamazdı, yalnızca doğurganlığı sayesinde bir “görevli” olarak kendine toplumda yer buluyordu. Ortaçağ’da Tanrı’nın lanetlediği cins olarak erkeğin katı denetiminde yaşardı. Bugün de yaygın bir şekilde devam eden, “her an patlamaya hazır duyguları temsil eden kadın, kontrol edici, yol gösterici, düzene sokucu aklı temsil eden erkek tarafından denetlenmedikçe yalnızca tehlike saçar” şeklindeki zihniyet o dönemden kalmadır. Modern çağın büyük atılımlar yüzyılı olan 18. yüzyıl bile kadının insan olup olmadığına yönelik araştırmaların yapıldığı bir uygarlığın yaratıcısı olarak geride kaldı. Ama bugün kadının durumunun daha parlak olduğu da söylenemez. Günümüzde kadın, pazarın canlı bir biçimde dönmesini sağlayan ve her yönüyle para eden iflah olmaz bir pazar hizmetçisi konumunda. Bugünün dünden tek farkı, belki de yalnızca kadını daha cazibeli ve cafcaflı bir ortamda daha estetik bir biçimde kullanmasıdır.  

 

Kim suçlu? Erkeğin zihniyeti, kadının zihniyeti… Zira tarihsel olarak ne erkeğin ne de kadının kadına bakışı insancaydı. Üstelik her ikisinin de bakışı hiçbir dönem ciddi bir değişim geçirmedi. Değişen yalnızca bakışın güne uyarlanan içeriği oldu. Dün kadın kaba bir biçimde erkeğin hizmetindeydi, bugün daha incelikli… Erkekle kadın el ele vererek, kadının bugünkü dünyasını şekillendirdi. Kötü bir dünya… Bu nedenle suç, tek tarafa yüklenemeyecek biçimde paylaşılmıştır.  Zira erkeğin talebi kötü olabilir, ama kadın hep talebi karşılayan oldu. Erkek ondan kusursuz bir hizmet istedi, o da hiç itirazsız sundu. Talep sıradansa, yanıt sıradan olmasa da sıradanlaşır. Kadının sorunlarının baş aktörü erkeklerdir, figüranı kadınlar… Çözüm için bu rol paylaşımı değişmeli; kadın baş oyuncu olmak zorunda, erkek figüran… Zira bu çağın erkekleri taleplerinden vazgeçecek gibi görünmüyor. Kadınların çoğunun halihazırda oynadıkları rolden memnun olmaları, hiçbir şeyi değiştirmez; çünkü kadının kendisi, boğuşmak zorunda kaldığı sorunların en sağlam ayağı oldu. Kadınların sorunları hala en şiddetli biçimde devam ediyor ve erkeğin garip sanatının nesnesi olmaya can atan kadınların sayısının çokluğuna rağmen, çözüm yine de kadınların elinde.

 

yadugit@gmail.com

 

ANKARA'LININ İNTERNET GAZETESİ

 

GAZETE ANKARA