|
Çocuklar Geleceğimiz mi?
Safire Aksarı
Skolastik düşünceden uzak, merak eden,
soran, sorgulayan, ruh sağlığı yerinde mutlu çocuklar yetiştirmek için
kolları sıvayan eğitim kurumları ya da bu kurumlarda çalışan öğretmenler
neredesiniz?
“Haydi Kızlar Okula!” kampanyası yapan
iyi niyetli, adı eğitimle başlayan pek çok sivil toplum örgütü neredesiniz?
RTÜK neredesin?
29 Ocak 2006 Pazar günü saat 11:00-11:45
arası TV5’de izlediğim “Saadet
Gülleri Çocuk Kulübü” programını bir eğitimci anne olarak tüm
dikkatimle izledim. Ve o çocuklar adına üzüldüm.
Programa 5-13 yaşları arasındaki toplam
30’a yakın çocuk katılmıştı. Hepsi de devletin ilköğretim okullarından
gelmişti. Örneğin; Dilara, kendisini tanıtırken 11 yaşında olduğunu ve
İstanbul-Bağcılar Kazım Karabekir İlköğretim Okulu’na gittiğini söyledi.
Adı pek duyulmamış bir şairin “Iraklı
Çocuk” adlı şiirini okudu.
Katılımcı çocuklar arasında 7 küçük çocuk
(yaşları 5-9 arası) ucûbeler gibi başları kapalı upuzun bembeyaz giysiler
giymiş, üzerine de siyah pelerinler atmışlardı. Yanlarında yaşça büyük olup
liderleri gibi görünen birisi, kırmızı giysi giymiş başında beyaz
başörtüsünü “pakemon” gibi bağlamıştı. Diğer çocuklarla aynı model…
Programı iki genç sunuyordu. Birisi, zayıf
ve gözlüklü. Tişörtünün üzerinde İngilizce yazılar var. Ayrıca büyük harfle
“HONEYBEE” yazısı bulunmakta. Programa sponsor olduğu verdiği “Honeybee”
hediyelerinden anlaşılmakta. Diğer genç ise, şort giymiş şişman biri.
Hareketleri ile çocukları güldürmeye çalışıyor.
Program, yarışma biçiminde sürüyor.
Örneğin, bir ilimizi soruyorlar. O ilimizi tanıtan üç önemli özelliği
bilmeleri isteniyor. Telefonla programa bağlanan çocuklar, bilmezlerse
ipucu verilerek bilmesi sağlanıyor ve hediye gönderiliyor. Gönderilen
hediyeler: “Namaz Öğreniyorum”, “Dini
Hikayeler”, “Peygamberlerin Hayatı” CDleri, “Ebe-Sobe” çocuk dergisinin bedava aboneliği ve Honeybee’den
giysiler…
Soruları sorarken, “Trabzon’un en popüler
üç şeyi ya da üç meşhur şeyi nedir?” deniliyor. Programda kullanılan
sözcükler, İngilizce-Arapça-Türkçe arasında gidip geliyor. Bazen aynı
anlama gelen sözcükler yan yana kullanılıyor. Programda tek hoşuma giden
cümle:”İnsan bir müzik aleti mutlaka
çalmalı. Tiyatro ile ilgilenmeli.” idi. Bu cümlelerin dışında 5
katılımcı çocuğun söylediği ilahiler, çocuk ruhlarına ne kadar hitap
ediyordu onu sizlerle paylaşmak istiyorum. 6-11 yaşları arasındaki
çocukların söylediği ilahi şöyleydi. Aralarda bir-iki cümleyi atlamış
olabilirim.
“Azrail geldi yanıma/Çekti…/ Dönemedim Allahım/ Hiçbir yanıma…/
Gel Allahım gel/ Yoldaş ol bana/ Gel Kuran’ım gel/ Kardeş ol bana. İki kişi gelmiş/ Mezarım kazar/ Babam
mecnun olmuş/ Dağlarda gezer/ Gel Allahım gel/ Yoldaş ol bana/ Gel Kuran’ım
gel/ Arkadaş ol bana. Kazanımı koydular/ Kefenimi biçtiler/ Boylu boyunca/
Ağladın mı annem?/ Beni soyunca/ Gel Allahım gel/ Yoldaş ol bana/ Gel
Kuran’ım gel/ Kardeş ol bana.”
Sözleri büyükler tarafından yazılıp
bestelendiği belli olan, öte dünya (Ahiret) korkusunu içeren ilahi, ne
çocuğun yaşına ne de ruhuna hitap ediyor. Hiçbir çocuk, kendiliğinden bu
sözleri içeren şarkı ve türkülere ilgi duymaz. Nasıl ki, bazı ilaçlar
çocuklara renklendirilerek ve tatlandırılarak şeker gibi veriliyorsa, bu
ilahi de yumuşak, dingin ve neşeli bir formda bestelenerek çocuklara
sevdiriliyor. RTÜK, bunu incelemez mi acaba? Bir de sözlerin ağıt biçiminde
söylendiğini düşünün! Mezarının kazılması, babasının üzüntüden dağlarda
dolaşması, kazanındaki suyun kaynaması, kefeninin biçilmesi, annesinin
gözünün önünde ölü bedeninin soyulması…. Bu sözler, 6-7-8-9-10-11 yaşındaki
çocukların söyleyebileceği sözler olabilir mi? Telefonla Bursa’dan
yarışmaya katılan çocuk, soruyu yanıtlamak için değil ilahi söylemek için
katılıyor. Soru, ipuçları verilerek yanıtlanıyor. Ardından da ilahisini
okuyor. Telefondaki çocuk ilahisini okurken, stüdyodaki çocuklar da hep bir
ağızdan ilahiye eşlik ediyorlar. Müzikal tınısı dingin, yumuşak olan bu
ilahiler hiç olmazsa; çocukların yaşına, ilgi, istek ve deneyimlerine uygun
olsa…
Ardından bir anlatıcı çocuk eşliğinde iki
çocuk, küçük bir oyun sergilediler. Konusu, pazarlamacılardı. Oyun büyükler
tarafından yazılmış ve yetişkinlerin yaşantısını yansıtıyordu. Oyundaki
çocuklar, büyüklerin kopyası yani taklitlerinden başkası değildi.
Keşke çocuklar, kendileri gibi olup
kendilerini oynasalardı…Ama nerdeeee! Büyükler onlar adına düşünüp, neyin
iyi, neyin kötü olduğuna karar verirler. Hatta bazı anne-babalar 6 yaşında
oyun çağındaki çocuklarının başlarını sıkı sıkı kapatıp, uzun uzun
elbiseler giydirmeyi de kendilerine hak olarak görürler…
Okullarda okutulacak kitapların seçiminde
Talim ve Terbiye Kurulu’nu eleştiren öğretmen arkadaşlarım, aynı
duyarlılığı biraz da televizyonlardaki çocuk programlarına gösterseler…
|